Yazar: admin

Sıkı, Canlı Bir Cilde Sahip Olmanın Yolu Nedir?

Medikal estetik alanında çalışan Dr. Zeynep Gökalp, yaş almanın cilt üzerindeki etkilerinin önüne nasıl geçilebileceğini anlatıyor.

Yaş almayla birlikte, cildimizdeki hiyalüronitk asit miktarı azalır, kollajen ve elastin üretimi yavaşlar. Zamanla cilt daha kuru, daha mat ve daha gevşek bir hal alır. Lekelenmeye yatkınlık arttığı için heterojen bir görünüm ortaya çıkar. Yılların cildimiz üzerinde oluşturduğu bu olumsuz etkiler mezoterapi tedavileri ile ortadan kaldırılabilir. 20’li yaşlarda başlanarak her yıl yapılan mezoterapi ile cilt yaşlanması yavaşlatılabilir. Mezoterapi tedavileri, cildin orta tabakası (mezoderm) içine uygulanan küçük miktarlarda hyaluronik asit, vitaminler, mineraller ve peptidlerden oluşturulmuş özel kokteyllerin kullanıldığı enjekte edilebilir tedavilerdir. 

Cildin elastikiyetinin kaybolması, elastin ve kollajen üretiminin azalmasıyla ilişkilidir. Mezoterapi, kollajen ve elastin üretimini tetikler ve sağlıklı ve parlak bir cilt yaratır. Mezoterapi yüz, boyun, dekolte ve el başta olmak üzere çeşitli vücut bölgelerinde cilt gençleştirme amacıyla uygulanmaktadır.

Mezoterapi ilaçları cilde nem veren ve gerginliğini sağlayan özel karışımlardan oluşmaktadır. En sık cilde nem ve ışıltı veren vitamin içerikli enjeksiyonlar tercih edilir. Mezoterapi ile özel ilaç karışımları hazırlanarak, cilt lekeleri, akne oluşumu ve sarkma gibi problemlerden de kurtulmak mümkündür. Uygulama 2-4 haftalık aralıklarla yapılmaktadır. Seans sayısı hastanın yaşına, cildinin yapısına göre 2-6 seans arasında değişmektedir. Etkinlik yaklaşık 1 yıl devam eder.

Bu tedaviyi alan hastalara güneş koruyucu kullanımı mutlaka önerilmelidir. Tedavi süresince sauna, jakuzi, doğrudan güneş ışığı gibi aşırı sıcak ortamlardan kaçınılması gereklidir. Tedavinin yapıldığı gün cilt temiz tutulmalı ve makyaj yapılmamalıdır.

Mezoterapiler, doğal görünümünü kaybetmeden iyi yaş almak isteyen, genç yaşlardaki o sevilen sağlıklı cilt görünümünü koruyarak yaşının güzeli olmak isteyen kişilerin tedavisidir.

Neden Burun Dolgusu?

Halk arasında genellikle “burun estetiği” olarak adlandırılan rinoplasti, en yaygın plastik cerrahi ameliyatlarından biridir. Bununla birlikte, gün geçtikçe giderek daha fazla insan burunlarını yeniden şekillendirmek için daha az invaziv bir yol arayışına giriyor ve işte bu noktada “sıvı rinoplasti” de denilen burun dolgusu devreye giriyor. Burun dolgusu ile daha düzgün hatlara sahip bir buruna, çok kısa sürede sahip olmak mümkün. Ayrıca bu yöntem ile ameliyatlarda görülen işlem sonrası geç iyileşme dönemleri yok. Burun dolgusu sonrası hastalar saatler içinde günlük yaşamlarına geri dönebiliyorlar.

Sizler için bu popüler yöntemi kısaca özetleyip, bu yaklaşımın cerrahi burun estetiğine kıyasla artılarını eksilerini özetledim.

Burun Dolgusu Nedir?

Burun dolgusu, geleneksel rinoplasti için yapılan fakat cerrahi işlem gerektirmeyen bir seçenektir. Kemerli burun, sarkık burun ucu ve asimetrisi gibi estetik sorunları çözmek için kullanılmaktadır.

Bu işlemde, doktorlar, konturları iyileştirmek ve yeniden şekillendirmek için dolgu maddelerini hastanın burnuna enjekte eder. Bu işlem, genellikle yanak ve dudak dolgularında da yaygın olarak kullanılan bir tip dolgu maddesi olan hyaluronik asit ile yapılır.

Yıllar içinde hyaluronik asit bazlı dolgu maddeleri güvenlilik ve etkililikleri ile ün kazanmıştır ve cerrahi girişimlere iyi bir alternatif olmuşlardır. Kullanılan hyaluronik asidin kalitesi işlem sonrası gelişebilecek komplikasyonlar üzerinde etkilidir ve bu yüzden güvenli bir işlem için yüksek kaliteli dolguların kullanılmasına dikkat edilmelidir.

Güncel bilimsel araştırmalar hyaluronik asit bazlı dolguların geleneksel rinoplastinin ele alamadığı burun sorunlarını da çözebildiğini ileri sürmüşlerdir. Ayrıca bu dolguların cerrahi rinoplasti sonrası çözülemeyen küçük sorunları da düzelttiği gösterilmiştir.

Burun dolgusunu artılar ve eksileri yönünden incelemek gerekirse aşağıdaki gibi bir liste yapabiliriz: 

Burun Dolgusunun Artıları

  •  İşlem sadece 15 dakika sürer. Bu süre, bir burun ameliyatını tamamlamak için gereken 1 ila 4 saatten çok daha kısadır.
  • İşlemin sonuçlar anında gerçekleşir ve çok hızlı bir iyileşme süresi vardır. Aynı gün içinde burun dolgusu işlemi yaptırıp, işinize geri dönebilirsiniz.
  • İşlem için anestezi gerekli olmadığı için, tüm işlem boyunca uyanık kalırsınız ve bilincinizi kaybetmezsiniz. İşlem sırasında doktorunuz kendinizi daha kontrolde hissetmeniz için elinize bir ayna bile verebilir.
  • İşlem sırasında kullanılan hyaluronik asit bazlı dolgunun etkileri kolayca tersine çevrilebilir. Sonuç istediğiniz gibi değilse veya ciddi bir komplikasyon ortaya çıkarsa, doktorunuz dolgu maddesini çözmek için hiyalüronidaz enjeksiyonlarını kullanabilir.

Burun Dolgusunun Eksileri

  • Dolgu işleminin sonuçları geçicidir. Bu nedenle yeni görünümünüzü beğenirseniz, bunu korumak için işlemi belli aralıklarla tekrar etmeniz gereklidir.
  • Nadir de olsa bu işlem nedeniyle kan damarının tıkanması gibi ciddi vasküler komplikasyonlar bildirilmiştir. Dolgu burnun arterlerinden birine enjekte edildiğinde veya damara bası yapacak kadar yakın olduğunda, kan akışının kesilmesine neden olabilir.
  • Burnun sonundaki bazı arterler göz retinasına bağlandığından, burada oluşacak vasküler komplikasyonlar körlüğe yol açabilir. Öte yandan bu komplikasyonlar uygun şekilde eğitilmiş, bir doktorun elinde çok nadir görülür ve istenmeyen bir etkiden şüphelenildiğinde dolgu maddesi hiyalüronidaz ile eritilerek istenmeyen etki ortadan kaldırılabilir.

Öte yandan cerrahi rinoplastinin artıları ve eksilerini ise aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

Cerrahi Rinoplastinin Artıları

  • Bir kere ameliyat olmaya karar verirseniz aynı anda birden fazla ameliyat yapabilirsiniz. Örneğin, bazı insanlar burun ve çenelerini (çene büyütme) birlikte yapmaya karar verirler.
  • Sonuçlar burun dolgusundan farklı olarak kalıcıdır.
  • Burun cerrahisi sadece kozmetik bir prosedür değil. Bu işlem ile ek olarak burnu yeniden şekillendirerek solunum sorunlarını ve yapısal değişiklikleri düzeltebilir.

Cerrahi Rinoplastinin Eksileri

  • Bıçağın altına girdiğiniz için daha fazla risk söz konusudur. Bu risklere kanama, enfeksiyon, genel anesteziye kötü bir reaksiyon ve hatta uyuşmuş bir burun dahil edilebilir.
  • Cerrahi operasyonlar burun dolgusuna kıyasla oldukça maliyetli olabilir. Öte yandan bir estetik burun ameliyatının maliyeti genellikle tek seferliktir.
  • İşlem sonrası daha iyileşme süresi çok daha uzundur. Ek olarak, ameliyat sonrası şişlik yerleştikçe nihai sonucu elde etme bir yıla kadar sürebilir.
  • İşlem sonrası sonuçlarınızı beğenmediyseniz ve ikinci bir ameliyat olmak istiyorsanız, burnunuz tamamen iyileşene kadar yaklaşık bir yıl beklemeniz gerekir.

Burun Dolgusu Kimler için Uygundur?

Burun dolgusu daha küçük burun kemeri ve burun ucu eğikliği sorunu olan kişiler için ideal bir çözümdür. Bunlara ek olarak burundaki asimetriler de dolgu ile düzeltilebilir. Bu işlemlerdeki başarının büyük kısmı, bireysel anatomiye ve yapılması planlanan düzeltmenin boyutuna bağlıdır.

Burun Dolgusu Kimler için Uygun Değildir?

Peki kimler bu işlem için ideal bir aday değildir? Aşırı derecede çarpık veya kırık bir burnu düzeltmek için burun dolgusu etkili bir yöntem değildir.

Eğer solunum sorunlarınızı düzeltmek istiyorsanız, cerrahi olmayan bir seçenek size yardımcı olamaz. Bu tür sorunları sadece rinoplasti ameliyatı ile giderebilirsiniz.

Düzenli olarak gözlük takan biri de ideal bir aday değildir, çünkü işlemden sonra 1-2 hafta boyunca ağır gözlük veya güneş gözlüğü takılması önerilmez.

Ayrıca, dolgu malzemesi burun köprüsüne eklenirse, gözlükleriniz bu alana baskı yaparsa yer değiştirebilir.

Peki Burun Dolgusu Ne Kadar Dayanır?

Cerrahi rinoplastinin aksine, burun dolgusu geçicidir. Elde edilen sonuç, kullanılan dolgu maddesinin türüne ve bireye bağlı olarak genellikle 1-2 yıla kadar kalıcılığını korur.

Yapılan araştırmalar bazı hastalar 24 aydan sonra bile takip tedavisine ihtiyaç duymadıklarını tespit etmiştir.

Ama yine de eninde sonunda Sonuçları korumak için prosedürü tekrarlamanız gerekir.

Gördüğünüz gibi söz konusu burun estetiği olduğunda dolgunun ve ameliyatın kendi içlerinde artıları ve eksileri mevcut. Burada önemli olan yüz yapınıza ve beklentilerinize göre doğru işleme karar vermektir. Bu tür bir kararı alırken doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin, güzel ve mutlu kalın.

Yaza Mezoterapi ile Girmek İçin 6 Sebep

Yaz yaklaşıyor ve hepimiz bu çok zor hakkettiğimiz yaz aylarına haklı olarak. en güzel ve sağlıklı halimiz ile girmek istiyoruz. Peki bunu nasıl yapacağız? Piyasada bulunan binlerce güzellik çözümü arasında hangisini tercih etmeliyiz? Bugün size bu çözümler arasında sonuçlarının daha hızlı, etkili ve tatminkar olduğunu düşündüğüm mezoterapiyi tercih etmeniz için altı nedeni paylaşacağım.

Mezoterapi Nedir?

Mezoterapi, cilt altına çeşitli vitaminler, mineraller, aminoasitler, enzimler ve büyüme faktörlerinin enjeksiyonunu içeren bir tedavi yöntemidir. İşlem sırasında, ilaç doğrudan sorunlu bölgeye enjekte edilir, bu nedenle, ilacın ağızdan alındığı yöntemlerden veya kremler gibi cilt üstüne uygulandığı topikal yöntemlerden çok daha etkilidir. 

Mezoterapi, ciltteki fibroblast hücrelerini yaşlanma belirtileri ile mücadele etmek için daha fazla kolajen üretmesi için uyarır. Yaşlanma süreciyle daha iyi başa çıkabilen sağlıklı ciltler için ideal ortamı sağlayan maddeler cilde verilir. Sadece yaşlanan cildi tedavi etmez, aynı zamanda cildin yaşlanmasını da önler.

Oluşturulan mezoterapi karışımları ile cilt sorunları daha spesifik olarak hedeflenebilir. Mezoterapi, kuru, donuk, mat veya sarkmış ciltlerde oldukça etkilidir. Ayrıca, ciltteki akne izlerini ve yara izlerini hafifletmek için de kullanılabilir.

Cilt yenilemede kullanılan mezoterapi tek bir tedavi seansı gibi değil, sürekli bir bakım gereksinimi olarak düşünülmelidir. 3-4 seanslık kürler halinde her yıl uygulanmalıdır.

Daha İyi Bir Cilt İçin Krem ve Haplardan Daha Etkili

Hepimiz güzel bir cilde sahip olmak veya cildimizin güzelliğini korumak için kremlere ve haplara bir servet harcıyoruz. Öte yandan bu yöntemlerin önünde çok büyük bir engel var; cildimiz. Vücudumuzun en büyük organı olan cildimizin en temel görevi dışarıdan gelen etkilere karşı bir fiziki bariyer görevi  görmektir. Bu etki zararlı etkenler için ne kadar geçerliyse cildimizin iyiliği için kullandığımız kremler için de geçerlidir. Ne yazık ki kremlerin cildin fiziksel bariyerini geçip alt tabakalara ulaşma oranı çok düşüktür. Bu durumda topikal tedavilerin en önemli kısıtlamasıdır. 

Oral olarak kullanılan haplar ise sistemik etkilidirler ve cildimizde istediğimiz hedefli bir etkiyi sağlayamayabilirler. Mezoterapi ise hedefli alandaki tam etkililiği ile bu iki yönteme üstünlük sağlamaktadır.

Cildinizin Nem İhtiyacını Giderir

Birçok mezoterapi ürünü, hyaluronik asit bazına sahiptir. Hyaluronik asit cildimizde doğal olarak bulunur ve su tutarak cilde nem sağlar. Mezoterapi ile cildin nem içeriği arttırılır. Cildin dolgun, sıkı ve sağlıklı görünmesine yardımcı olur.  Mezoterapi ile cildimizin ihtiyacı olan maddeler direk ilgili alana verildiği için, kremler ya da ağızdan alınan takviyelere göre etkinlik çok daha fazladır.

Cildinizde Yaşlanmanın Etkilerini Azaltır

Mezoterapi ile cildiniz ihtiyacı olan vitamin, mineral, aminoasit gibi maddeleri yüksek konsantrasyonda alabilir. Yirmili yaşların ortalarından itibare,n cildin kollajen seviyeleri düşmeye başlar ve bu süreç yaşlandıkça devam eder. Bu nedenle yaşlanma karşıtı tedavinin devam etmesi gerekir.  Serum, vitamin ve diğer besleyici güçlü bileşenlerin yüksek konsantrasyonu cildinizi ferahlatır ve gençleştirir. Yirmili yaşlar ve otuzlu yaşların başlarında mezoterapi, genç sağlıklı cildi korumak için mükemmel bir yoldur. 

Cilt Lekelerini Azaltır

Leke ve ton eşitsizliği için hazırlanan mezoterapi karışımları, derideki melanosit tarafından pigment üretim hızını kontrol ederek, istenmeyen pigmentasyonu azaltmaya yardımcı olan bileşenleri içerir. Bu, bazı güneş lekeleri, yaşlılık lekeleri ve melazma formları için etkili bir tedavi olabilir. Cilt aydınlanır ve ton eşitsizlikleri giderilir.

Akne Oluşumunu Azaltır

Bazı ciltlerde, kuruluk ile başa çıkmak için yağ bezleri uyarılır ve daha fazla yağ üretimi tetiklenir. Bu da akne oluşumuna katkıda bulunur. Mezoterapi ile nem sağlanarak bu döngü kırılır. Yağ üretimi dengelenir ve akne oluşumu azalır.

Cildin Birden Fazla İhtiyacını Aynı Anda Karşılar

Mezoterapi ile soruna yönelik birden fazla ilaç ile özel karışımlar hazırlanabilir. Böylece aynı anda kuruluk, leke, ton eşitsizlikleri, akne, ince kırışıklıklar, yara-skar izleri, sarkma ve geniş gözenekler gibi birden fazla problem aynı anda tedavi edilebilir. 

İhtiyacınıza özel çözümlerle bu listeye başka maddeler de kolaylıkla eklenebilir. Size özel mezoterapi çözümleri için  doktorunuza danışmayı ihmal Güzel ve mutlu kalın.

En İyi Güneş Kremini Seçmek için 6 İpucu

Hastalarıma en sık verdiğim tavsiyelerin başında düzenli olarak güneş kremi kullanmaları gelir.  Çünkü güneş, cilt hasarı ve yaşlanmanın başlıca etkenlerinden biridir. Öte yandan UVB’in cilt kanserlerine neden olduğu da bilinen bir durumdur. Düzenli güneş kremi kullanmak sağlığımızı koruduğu kadar güzel bir cilde sahip olmamıza da yardımcı olur.

Güneş kremi seçmeye gelince, çoğumuz, güneş kremi yeterli SPF’ye (Sun Protection Factor – Güneşten Korunma Faktörü) sahip olduğu sürece ne tür satın aldığımız hakkında çok fazla düşünmüyoruz. Öte yandan tüm güneş koruyucuları kesinlikle birbirinin aynıdır diyemeyiz. Doğru güneş kremini seçerken dikkat edilmesi gereken birkaç önemli nokta vardır. Herhangi bir güneş kremi kullanmak hiçbirini kullanmamaktan daha iyi olsa da, bazı türler cildinizi UV ışınlarından daha iyi korur ve iyi bir krem seçmek güneş hasarını ve cilt kanserini önlemeye yardımcı olabilir.

Market ve eczanelerde onlarca güneş koruyucusunun bulunduğu raflar arasında doğru karar vermek hepimiz için zordur. Su geçirmez ve suya dayanıklı etiketleri ile birlikte SPF, UVA ve UVB gibi kısaltmalar içeren pek çok ürün sadece bu kafa karışıklığına katkıda bulunarak doğru güneş kremini seçme işlemini daha da zorlaştırır.

Neyse ki,  artık bu karmaşık güneş kremi etiketlerini kendi başınıza deşifre etmeye çalışmanıza gerek yok. Cildinizi zararlı ışınlardan korumayacak en iyi güneş kremini seçmenize yardımcı olması için size bu yazıyı hazırladım.  Daha iyi bir koruma elde etmek ve en iyi güneş koruyucu tipini seçmek için aşağıdaki altı ipucunu aklınızdan hiç çıkarmayın.

1- Geniş Spektrum Kremleri Tercih Edin

SPF önemlidir, ancak öncelikle güneş koruyucunuzun “Geniş Spektrum” olduğundan emin olmalısınız. Böylece kreminiz hem UVA hem de UVB (ultraviyole A ve B) ışınlarına karşı koruma sağlayabilir. SPF sadece cildinizin DNA’sına da zarar veren güneş yanığı ışınları olan UVB ışınlarına karşı korumayı belirtir. UVA’lar ise ışınları cilde daha derinden nüfuz ederek kırışıklıklara ve kahverengi lekelere neden olur. Özellikle güneşin yaşlandırıcı etkilerinden uzak durmak isteyen kişiler, en yüksek SPF’ye sahip bir ürün aramak yerine, UVA ve UVB koruması veya geniş spektrum ile etiketlenmiş en az 30 SPF’ye sahip bir ürün tercih etmelidir.

2- Çinko Oksit İçerikli Kremler Daha Etkili

Ülkemizde satılan güneş kremlerinin büyük çoğunluğu kimyasal bazlıdır. Kimyasal güneş koruması cildinizin emdiği kimyasallar ile sağlanır. Bir de cildiniz tarafından emilmeyen ve cilt üstünde kalan mineral ile sağlanan güneş koruması vardır. Bu yöntem emilime göre daha etkilidir. Bu yüzden en iyi, en geniş güneş koruması çinko oksitten ile sağlanır. Çinko oksit avobenzon ve oksibenzon gibi kimyasal güneş koruyucu bileşenlerin aksine, vücut tarafında emilmez ve daha etkin bir koruma sağlar.

3- Hassas Ciltler için Titanyum veya Çinko

İçerik olarak çinko oksit aramaya ek olarak, hassas bir cildiniz varsa çinko veya titanyum oksit bazlı güneş kremleri kullanabilirsiniz. Çinko ve titanyum fiziksel engelleyiciler olarak bilinirler ve kimyasal engelleyiciler olarak bilinen diğer tüm güneş koruyucu aktif bileşenlere kıyasla çok daha az alerjiktirler.

4- SPF 30 veya Üstünü Tercih Edin

30’luk bir SPF, güneşin zararlı ışınlarının yüzde 97’sini engelleyecektir. Bu oran aslında çoğu insan için yeterlidir. Bu oran 100 SPF’lik bir üründe %99’luk bir engellemeye kadar çıkmaktadır fakat hiçbir güneş kremi tam bir koruma sağlayamaz.  15 SPF’lik bir güneş kremi %93’lük bir engelleme ile sadece güneş yanıklarına karşı koruma sağlayabilir.

İnsanlar güneş kremini kullanmaları gerektiği gibi kullanmazlar ve bu nedenle daha yüksek SPF’li bir güneş koruyucu kullanarak kendileri için ek bir güvenlik ağı oluşturduklarını düşünürler. Özel durumlar dışında yüksek SPF’lik bir güneş kremini düzensiz kullanmak yerine 30 SPF’lik bir kremi düzenli kullanmak daha koruyucudur.

5- Suya Dayanıklı Kremleri Seçin

Suya dayanıklı güneş kremi türleri sıcak günler veya spor yapanlar için iyi tercihlerdir.  Bu tür güneş koruyucularının daha yapışkan olduğu ve her iki saatte bir yeniden uygulanması gerektiği unutulmamalıdır. Suya dayanıklı kremler terlendiğinde veya yüzmede 40 ila 80 dakika arası koruma sağlayabilirler. Yüzmeden sonra havlu kullanıldığında kremin de uzaklaştırıldığı unutulmamalıdır. İddia edilenin aksine hiçbir güneş koruyucu gerçekten su geçirmez veya ter geçirmez değildir, bu nedenle bu iddiayı ortaya koyan güneş koruyucularından uzak durun.

6- Sprey Yerine Kremleri Tercih Edin

Size zaman kazandırdığından ve daha kolay sürüldüğü için sprey güneş kremi kullanmak size cazip gelebilir. Ancak bu durumda da yeterli koruma alamayabilirsiniz. Sprey güneş koruyucularının güneşe maruz kalan tüm cildi, özellikle hava rüzgarlı olduğunda yeterince örtüp örtmediğini belirlemek zordur. Bu da muhtemelen bazı noktaları kaçırabileceğiniz anlamına gelmektedir. Ek olarak, bu tür koruyucuların solunum yoluyla solunma riski vardır ve sağlık açısından istenmeyen sonuçlar oluşturabilirler.

Bu basit 6 adımı aklınızda tutarak siz de bir güneş kremi uzmanı olabilir ve kendinize uygun güneş kremini kolaylıkla seçebilirsiniz. Ayrıca güneş ile savaşta tek korumanın güneş kremi olmadığını da akıldan çıkarmamak gerekir. Güneşte geçireceğiniz vakitlerde vücudunu elinizden geldiğince uzun kıyafetler, şapka ve güneş gözlüğü ile kapatmaya çalışın. Özellikle UV ışınların en güçlü olduğu sabah 10 ile öğleden sonra 4 arasında gölgelerden yararlanın ve güneş ile doğrudan temastan kaçının. 

Güzelliğinizin ve mutluluğunuz hiç bozulmadığı güneşli günler dilerim.

Evde Kolayca Uygulayabileceğiniz Maske Tarifleri

Cilt bakımı rutininde haftada 1 ya da 2 kez maske uygulanması önerilir. Cildinizin ihtiyacına göre seçebileceğiniz binlerce ürün bulabilirsiniz. Ya da kendi maskenizi evde kendiniz hazırlayabilirsiniz.

Farklı amaçlarla kullanabileceğiniz evde kendimin de uyguladığı birkaç tarifi sizinle paylaşıyorum.

Kuru ciltler için nemlendirici maske

Yarım avokado

1 yemek kaşığı bal

1 avuç yulaf kepeği (kakao tozu alternatif olabilir)

Hepsini karıştırıp yüzünüzde 10-15 dakika bekletip yıkayın. Hemen ardından nemlendiricinizi uygulayın.

Bal evde yapılan maskelerde kullanılabilecek mükemmel bir nemlendiricidir. Doku yenilenmesini tetikler ve siyah nokta oluşumunu engeller. Avakado yağ üretiminin düzenlenmesine yardımcı olur. 

Akneli ciltler için maskeler

1 yemek kaşığı yoğurt

1 yemek kaşığı bal

1 yemek kaşığı zerdeçal tozu

Hepsini karıştırıp yüzünüze sürün ve 10 dakika bekleyip yıkayın. Ardından nemlendiricinizi uygulayın.

Yoğurt doğal bir soyucudur. Zerdeçal özellikle cilt lekelerinde de oldukça başarılıdır.

Yarım avokado 

Yarım salatalık

Malzemeleri blenderdan geçirip yüzünüze uygulayın. 10 dk bekleyip yıkayın. Ardından nemlendiricinizi uygulayın.

Salatalık cildinizi nemlendirir ve ferahlık hissi verir. 

3 yemek kaşığı zerdeçal tozu

2 yemek kaşığı limon suyu

Malzemeleri karıştırıp yüzünüzde 5 dakika bekletin ve yüzünüzü yıkayın. Hemen ardından nemlendiricinizi uygulayın.

Limon gözenekleri sıkılaştırır.

Geniş gözenekler için maske

1 yumurta akı

1 yemek kaşığı bal

Birkaç damla limon suyu

Malzemeleri karıştırıp yüzünüzde 10 dakika bekletin ve yıkayın. Ardından nemlendiricinizi uygulayın.

Yumurta akı ve limon cilt sıkılaştırıcı etkilere sahiptir.

Cansız-Mat ciltler için maske

Yarım muz

1 yemek kaşığı portakal suyu

1 yemek kaşığı bal

Malzemeleri karıştırıp yüzünüzde 10 dakika bekletin ve yıkayın. Ardından nemlendiricinizi uygulayın.

2 yemek kaşığı bal

Yarım bardak papatya püresi

Malzemeleri karıştırıp yüzünüze uygulayın. 10 dakika bekletip yıkayın. Ardından nemlendiricinizi kullanın. Papatya doğal bir antiseptikti ve cildin ölü derilerden temizlenmesine yardımcı olur.

Doğru Cilt Bakımı Nasıl Yapılır?

Cilt sağlığı ve güzelliğimiz, genetik, çevresel ve bireysel faktörlere bağlıdır. Kullandığımız makyaj ve bakım ürünleri, cilt bakım alışkanlıklarımız, güneşe maruziyet, beslenme şeklimiz, egzersiz alışkanlıklarımız, günlük su tüketimi, sigara ve alkol tüketimi cildimizi en az genetiğimiz kadar etkiler. Güzel olan ise, bunların hepsini kontrol edebileceğimiz ve değiştirebileceğimizdir.

Cilt sağlığımız için en önemlisi ona nasıl baktığımızdır. Doğru bir cilt bakımı ise cildimizi doğru tanımakla başlar. Her cilt tipinin bakım ihtiyaçları farklıdır. Cilt tipinizi bilmek, doğru ürünleri seçmenize ve sizin için en uygun cilt bakım rejimini özelleştirmenize olanak tanır.

Cilt tipleri kabaca, normal (dengeli), kuru, yağlı, karma, hassas olmak üzere 5 başlıkta sayılabilir.

Peki biz hangi tip cilde sahibiz? Bunu anlamak oldukça kolay.

Cilt Tipinizi Belirleme

  1. Tüm makyaj, yağ ve kiri temizlemek için yüzünüzü bir temizleyici ile yıkayın.
  1.   Yüzünüzü yumuşak bir havluyla kurulayın ve nemlendirici veya serum uygulamayın. 
  2.     1 saat bekleyin. Bu süre zarfında yüzünüze dokunmayın. Bir saat sonra cildinize yakından bakın.

        Eğer yüzünüzü gergin ve belki hafif kaşıntılı hissediyorsanız ya da pul pul bir görüntü fark ediyorsanız, büyük ihtimalle kuru cilt tipine sahipsiniz. Kuru cilt tipine sahip kişiler, mevsimsel olarak ta, yüzlerinde hatta tüm vücutlarında pul pul dökülme yaşarlar. Ciltleri mat ve gergindir. Kuru cilt ve susuz cilt karıştırılmamalıdır. Kuru cilt, ciltte yağ üretiminin eksikliğinden kaynaklanan bir cilt türüdür. Susuz cilt, su eksikliğinden kaynaklanır ve iklim, çevresel faktörler veya yeterince su içmemesi nedeniyle ortaya çıkan geçici bir cilt durumudur.

        Eğer özellikle T bölgesi dediğimiz alın ve burun üstü olmak üzere tüm yüzünüzde parlaklık fark ediyorsanız ya da dokunduğunuzda kaygan bir his varsa, muhtemelen yağlı cilt tipine sahipsiniz. Yağlı cilt tipine sahip biriyseniz, cildiniz parlaktır veya yüzünüzde, boynunuzda, omuzlarınızda ve sırtınızda çok fazla yağ fark edersiniz. Gün ortasında tekrar yüzünüzü yıkamak istediğinizi hissedebilirsiniz. Gözenekleriniz daha büyük görünür veya kolayca tıkanır. Bu durum siyah-beyaz noktalar, sivilceler veya kistik aknelere neden olur. 

      Eğer T bölgesinde parlaklık ve yağlı his varken yüzün diğer kısımlarını normal ya da gergin hissediyorsanız büyük ihtimalle karma cilt tipine sahipsiniz. İki farklı sorunu ele almak gerektiğinden, kombine cilt tedavisi zor olabilir. T bölgesinde aşırı yağ üretimi vardır. 

      Eğer cildiniz dengeli görünüyorsa, yüzünüzde parlaklık ve yağlı bir his yoksa, herhangi bir gerginlik ve hassasiyet hissetmiyorsanız muhtemelen normal cilt tipine sahipsiniz. Normal cilt tipindeki kişiler, cilt bakım ürünlerine reaksiyon göstermezler ve genellikle dengeli bir cilt görüntüsüne sahiplerdir.

      Eğer cildinizi kaşıntılı ve gergin hissediyorsanız veya kolayca kızarıyorsa, hassas cilt tipine sahipsiniz. Hassas cilde sahip kişiler, ciltlerinin kolayca tahriş olduğunu fark ederler. Yeni bir ürün kullanırken reaksiyon ihtimali daha yüksektir. Hassas cilde sahip kişiler de kolayca güneş yanığı veya egzama veya rosacea gibi durumlar ortaya çıkabilir.

      Bu bir kural olmasa da, cilt tipleri farklı yaş gruplarına göre de değişir. Gençler ve 20’li yaşlarının başlarında olanlar, yağ bezlerinin en aktif olduğu zaman olduğu için tipik olarak daha yağlı bir cilde, 20’lerin ortasından sonuna ve 30’ların başında olanlar genellikle karma cilde, 30’ların ortalarındakiler ve daha ileri yaştakiler ise kuru cilde sahip olma eğilimindedir, çünkü cildimiz yaşlandıkça yağ üretme ve nemi tutma yeteneğini kaybeder.

 

Günlük cilt bakımında sırası ile ana 3 basamak vardır.

  1. Temizleme: Cildimiz her gün çevresel kirleticiler ve diğer faktörlerle temas eder. Tıkanmış gözenekleri, donukluğu ve sivilceleri önlemek için sabah ve gece günde iki kez yıkamak gerekir.
  2. Tonik ile cildi dengeleme: Cildimizi temizlikten sonra kalan kirleri temizlemek için kullanılır. Bunları takviye olarak düşünün. Bu sıvılar diğer ürünlerin daha iyi emilmesine yardımcı olurken, cildinizi dengeler. 
  3. Nemlendirme: Bir nemlendiricinin en temel işlevi cildi nemlendirmek ve yumuşatmaktır. Nemlendiriciler cildin dış katmanlarından su kaybını önlemeye yardımcı olur. Doğal olarak bulunan koruyucu yağları ve cildin içinde seramidler gibi diğer yapı taşlarını da tamamlayabilirler.

Günlük cilt bakımı dışında haftalık ve aylık bakımlara da ihtiyaç vardır.

 

Cilt tipinize göre günlük cilt bakımı önerileri:

Normal cilt tipine sahip olanlar

Normal cilt tipine sahip şanslı biriyseniz tercih edebileceğiniz çok fazla ürün seçeneği var. Kullanabileceğiniz ürünlerin üzerinde normal ciltler için ibaresini göreceksiniz. Normal cilt bakımı en kolay tiplerden biri olmasına rağmen, aynı zamanda yaşlanma belirtileri gösteren ilk cilt tiplerinden biridir. Cilt bakımı rutininize yaşlanma karşıtı ve nemlendirici ürünler eklemeyi unutmamalısınız.

Sabah 

Temizleme: Köpük formunda sülfat içermeyen bir temizleyici tercih edebilirsiniz. 

Tonik ile dengeleme: SD alkol 40, denatüre alkol, etanol ve izopropil alkol gibi bileşenlerden birini içermeyen bir tonik kullanabilirsiniz.

Nemlendirme: Yüzünüzü ve boynunuzu, en az 30 faktör güneş koruyucu, dimetikon, pantenol ve sodyum hiyalüronat gibi bileşenler içeren bir losyon ile nemlendirin.

Akşam 

Temizleme

Tonik ile dengeleme

Antioksidan Serum: C vitamini ve yosun özü gibi aydınlatıcı bileşenlerle birlikte biberiye ve nane gibi doğal olarak canlandırıcı bileşenler içeren bir antioksidan serum kullanabilirsiniz.

Nemlendirme: Gece uygulayacağınız nemlendiriciler daha besleyici içerikli seçebilirsiniz. Güneş koruyucu içermesine gerek yoktur. 

Haftada 1 kez glikolik asit içerikli serum kullanabilirsiniz.

Haftada 1 kez ise peeling ve nemlendirici maske uygulamanız önerilmektedir.

 

Kuru cilt tipine sahip olanlar

Kuru ciltler için en iyi cilt bakım rutini tipik olarak cildi nemlendiren ürünleri içerir. Cildinizin doğal yağlarını çıkarabilecek alkol ve sülfat bazlı ürünlerden uzak durmalısınız. 

Sabah 

Temizleme: Kuru cilde sahip olanlar için köpüksüz, süper hafif bir temizleme losyonu en iyisidir.

Tonik ile dengeleme: Cildinizin pH seviyesini yeniden dengelemek, nemi geri kazanmak ve çevresel strese karşı korumak için kuru ciltlere özel geliştirilmiş alkol içermeyen ürünleri tercih etmelisiniz.

Antioksidan Serum: Kollajen yıkımını önlemek için gündüz E, A ve C vitaminlerini içeren güçlü bir antioksidan serum önerilir.

Nemlendirme: En az 30 faktör SPF’li nemlendirici bileşenler içeren krem formunda bir ürün tercih edebilirsiniz. Kuru ciltler için en iyi nemlendiriciler, hyaluronik asit, gliserin ve yosun gibi deniz aktifleri içerenlerdir. 

Akşam 

Temizleme:

Tonik ile dengeleme:

Retinol Serum: Haftada beş gece bir retinol serumu bakım rutininize eklemeniz önerilir. Serumlar kremlere göre daha küçük moleküllere sahiptir ve cilde daha iyi nüfuz edebilirler.

Göz Kremi: Kolajen aktivitesini artırmak için iyi olduklarından peptitli bir göz serumu tercih edebilirsiniz. 

Nemlendirici: Gece uygulayacağınız nemlendiriciler daha besleyici içerikli seçebilirsiniz. Güneş koruyucu içermesine gerek yoktur. 

Haftada 1 kez ise peeling (kimyasal eksfoliyanlar cildinizde yırtılmadan ölü deri hücrelerini çözme konusunda daha iyi seçeneklerdir) ve nemlendirici maske uygulamanız önerilmektedir.

 

Yağlı cilt tipine sahip olanlar

Yağlı cilt daha büyük yağ bezlerine ve yüksek sebum içeriğine sahiptir. Yağlı cilt tipine sahip kişilerde amaç cilt hücrelerinizi hafifçe nemlendirerek yağ aktivitesini azaltmaktır. Yağlı ciltler için cilt bakım rutini, aşırı yağ üretimini kontrol etmeye yardımcı olan bileşenler içerir. Yağ bazlı temizleyiciler, nemlendiriciler ve makyaj ürünlerinden uzak durmalısınız. 

Sabah

Temizleme: Yağlı cilt durumunda, yağ bakteri üretir. Bu nedenle cildinizi günde üç keze kadar yıkayabilirsiniz. Sülfat içermeyen bir jel veya köpük temizleyici tercih edebilirsiniz. 

Tonik ile dengeleme: Alkol içermeyen bir tonik seçebilirsiniz.

Nemlendirme: En az 30 faktör güneş koruyucu, sodyum PCA ve gliserin içeren hafif, yağsız bir nemlendirici seçmelisiniz. Çinko oksit güneş koruyucuları cildinize daha mat bir görünüm kazandırır.

Gece

Temizleme

Tonik ile dengeleme

AHA / BHA Serum: Alfa-hidroksi asitler veya beta-hidroksi asitler içeren herhangi bir serum, büyük gözeneklerin görünümünü azaltmaya ve aynı zamanda donuk noktaları aydınlatmaya yardımcı olacaktır. 

Retinol Serum: Retinol yağlı ciltler için iyidir, çünkü sürekli kullanımda gözeneklerinizin daha küçük görünmesine yardımcı olur. 

Nemlendirme: Yağsız, jel formunda nemlendiriciler tercih edebilirsiniz.

Haftada 1 gün peeling ve maske uygulayabilirsiniz.

Karma cilt tipine sahip olanlar

Karma ciltler için cilt bakım rutini, çok çeşitli cilt sorunlarını tedavi eden bileşenler içerir. Çok kuru olan alkol bazlı ürünlerden uzak durmalısınız. Yağlı T bölgesini ve kuru alanları hedeflemek için ayrı ürünler kullanabilirsiniz.

Sabah

Temizleme: Jel formunda bir ürün tercih edebilirsiniz.

Tonik ile dengeleme: Alkol içermeyen bir ürün tercih edebilirsiniz.

Nemlendirme: Karma cildin yağsız bir nemlendiriciye ihtiyacı yoktur, ancak hafif bir nemlendiriciye ihtiyacı vardır. Nemlendiricinizin en az 30 faktör güneş koruyucu içermesi çok önemlidir. Yağlı ciltlerde olduğu gibi, çinko oksit güneş kremleri karma ciltler için mükemmeldir. 

Gece

Temizleme: 

Tonik ile dengeleme: 

AHA / BHA Serum: AHA’lar ve BHA’lar gözenekleri en aza indirir ve donuk cildi aydınlatır. 

Nemlendirme: Güneş koruyucu içermeyen hafif bir nemlendirici tercih edebilirsiniz.

Haftada bir cilt tipinize uygun peeling ve maske uygulayabilirsiniz.

 

Hassas cilt tipine sahip olanlar

Hassas ciltler için cilt bakım rutininin tahriş edici olmaması gerekir. Yeni bir ürün denerken temkinli davranmalısınız. Cildinizde küçük bir bölgede test edip sonrasında tüm yüzünüze uygulamanız çok daha doğru olacaktır.

Sabah

Temizleme: Nazik, sülfat içermeyen bir temizleme losyonu tercih edebilirsiniz. 

Tonik ile dengeleme: Beyaz çay ekstresi, yeşil çay, papatya ve bisabolol gibi malzemeler, sakinleştirici ve anti-enflamatuar bileşenleri içeren alkolsüz bir ürün seçebilirsiniz. 

Nemlendirme: Tahrişe ve alerjik reaksiyonlara neden olabilecek sentetik kokular içermeye, en az 30 faktör güneş koruyucu içeren bir nemlendirici tercih etmelisiniz.

Akşam

Temizleme 

Tonik ile dengeleme 

Nemlendirme 

Haftada iki kez laktik asit bazlı bir serum ile peeling yapabilirsiniz. Jel bazlı bir maske, tahriş olmuş, iltihaplı ciltler için mükemmeldir ve ve su bazlı nemlendirme sağlar.

Botoks Tedavisi Depresyonu Nasıl Etkiliyor?

Günümüzde depresyon, gelişmiş ülkelerde, yaşam boyu tahmini  % 8-12 yaygınlık oranı ile küresel hastalık yüküne en çok katkıda bulunan üç faktörden biridir. Yakın tarihli bir Küresel Sağlık Ölçütleri çalışmasında, depresif bozukluklar, engellilik nedeniyle kaybedilen yıllar (YLD – Years Lost to Disability) ölçümüne en çok katkıda bulunan üç faktörden biri olarak tespit edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü, depresyondan mustarip insan sayısının 264 milyonun üzerinde olduğunu tahmin ediyor. 

Depresyon tedavisinde kullanılan mevcut monoamin iletimi modüle edici tedavi ajanları,  bu tedavileri iyi tolere ettiği durumlarda bile, hastaların yaklaşık üçte biri için etkili değildir. Bu durum da doktorların depresyon hastalarında elektrokonvülsif terapi, transkraniyal manyetik stimülasyon, ketamin infüzyonları ve daha yakın zamanda glabellar botulinum toksini (botoks) enjeksiyonu  gibi diğer tedavi seçeneklerini keşfetmesine yol açtı.

Elimizdeki mevcut veriler ile botoksun antidepresan etkisinin ölçeği ve mekanizması halen belirsizdir. Bilim insanları bu etkiyi, varsayımsal olarak olumsuz duyguları güçlendiren propriyoseptif yüz geri bildiriminin bozulması ile ilişkilendirmektedir. 

Geçtiğimiz aylarda yayınlanan bir makalede, araştırmacılar, botoksun antidepresan etkisini, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’ne (FDA) ait  bir yan etki bildirim sistemi olan FAERS’taki (FDA Adverse Event Reporting System) on üç milyon ruhsat sonrası güvenlik raporundan gelen 40 binden fazla botoks tedavi raporunun analiziyle doğruladılar.

FAERS veri bankası üzerinde yapılan analizin sonuçları, aşırı terleme(hiperhidroz), yüz kırışıklıkları, migren profilaksisi, spastisite ve spazmları tedavi amacıyla botoks enjeksiyonu uygulanan hastaların, benzer rahatsızlıklar için farklı tedaviler gören hastalara kıyasla önemli ölçüde daha düşük depresyon bildirdiğini ortaya koydu. Kozmetik amaçla yüz kaslarına botoks uygulanan hastalar kontrol grubuna göre neredeyse yarı yarıya daha az depresyon bildirmişti(Bkz: Grafik 1).

Grafik 1 – Botoks ve Kontrol Gruplarındaki Depresyon ve İlişkili Yan Etkilerin Sıklığı

Bulgular, çeşitli tedavi amaçları için uygulanan botoksun antidepresan etkisinin, amaçlanan hastalık durumlarının kontrolünün ötesine geçtiğini ve enjeksiyonun yerine bağlı olmadığını göstermekteydi. Bu açıdan botoks, ilgili karşılaştırma grubunda özetlenen alternatif tedavi seçeneklerinden üstün olduğunu kanıtlamaktadır.

Yaklaşan faz III klinik çalışmalar, glabellar botoks enjeksiyonlarının depresyon tedavisi olarak onaylanıp onaylanmayacağına karar verecektir. Bu çalışmaların sonuçları elimize ulaşıncaya kadar botoksu bir depresyon tedavisi olarak konumlandırmak doğru değildir. Depresyon ciddi  bir sağlık sorundur ve bu tür bir şikayetiniz olduğunda en doğru yönlendirmeyi bir psikiyatristten alabileceğinizi unutmayın.

Öte yandan bu güncel çalışma, botoks işleminizden sonra kendinizi iyi hissetmenizin bir rastlantı olmadığını da ortaya koyuyor. Boş yere söylemiyoruz…Güzel ve “mutlu” kalın😊

 

Referans:

  • Makunts T, Wollmer MA, Abagyan R. Postmarketing safety surveillance data reveals antidepressant effects of botulinum toxin across various indications and injection sites. Sci Rep. 2020 Jul 30;10(1):12851. doi: 10.1038/s41598-020-69773-7. PMID: 32732918; PMCID: PMC7393507.

Akneli Cilt İle Nasıl Savaşırım?

Akne, kıl köklerinin ve yağ bezlerinin, artmış yağ üretiminin ve ölü deri hücrelerinin etkisi ile tıkanması ve eşlik eden enflamasyon ile sonuçlanan yaygın, kronik bir cilt problemidir. Akne; ergenlik döneminde sık görülür ancak erişkinlikte de devam edebilir. Hatta bazı hastalarda ergenlik döneminde ciddi bir akne problemi yokken, sorun 30’lu yaşlarda başlayabilir. Yüz, alın, göğüs, üst sırt ve omuzlarda daha sıklıkta görülür.

Aknenin oluşumunda; yağ bezleri tarafından sebum (yağ) üretiminin artması ilk basamaktır. Buna keratinizasyon sürecindeki değişiklikler ile ölü deri hücrelerindeki artış eşlik eder ve yağ bezlerinin dışarıya açıldığı gözenekler artan yağ salgısı ve ölü hücreler ile tıkanır. Bu, açık ya da kapalı komedonlar dediğimiz siyah ve beyaz noktaların oluşum sürecidir. Komedonların oluşumu, cildimizin florasında doğal olarak bulunan Propionibacterium acnes bakterisinin üremesi ve enflamasyon oluşturması için mükemmel bir ortam sağlar. Akne problemi yaşayan kişilerde bu bakteriye karşı bağışıklık siteminin aktivasyonu da artmıştır. Enflamasyonun da eklenmesi ile püstüller, kistler ve nodüllerde ortaya çıkar. Görüldüğü gibi akne oluşumunda birden fazla süreç rol oynamaktadır. Yani akne ile savaşırken tüm bu sebeplerin aynı anda hedeflenmesi gerekmektedir. 

Aknenin Nedenleri Nelerdir?

Cilt yapısı akne oluşumunda önemli bir faktördür. Yağlı cilt tipine ve geniş gözeneklere sahip kişilerin erişkin aknesine daha yatkın olduğu gösterilmiştir. 

Genetik yatkınlıktan da söz edilebilir. Ailesinde ergenlik ve erişkin akne problemi olan kişilerde bu soruna daha sık rastlanır.

Yağ bezleri cildin nemli ve sağlıklı kalması için sebum adı verilen yağ salgısı üretirler. Yağ bezi aktivitesini etkiyen her unsur akne oluşumuna neden olur. Sebum yapımı hormonların kontrolü altındadır. Dolayısıyla polikistik over sendromu, tiroit hastalıkları gibi hormonal sorunlar ve ergenlik, gebelik gibi durumlar da akne ile ilişkili olabilir. Stres te, hormonal aracılar ile akne oluşumunda etkili olabilir. Bunun dışında, cildin nemsiz kalması da yağ üretiminde artışa neden olarak akne oluşumunu tetikler. 

Beslenmenin yağ bezi aktivitesinde etkili olabileceği düşünülmektedir ancak yapılan araştırmalarda bu ilişkiye dair herhangi bir kanıt elde edilememiştir. Bununla birlikte yüksek glisemik indekse sahip gıdaların tüketiminin, insülin direncine de neden olarak akne oluşumunu arttırabileceği gösterilmiştir.

Kortizonlu ilaçlar, lityum, antikonvülzanlar ve tiroid ilaçları gibi bazı ilaçların kullanımı akne oluşumunu tetikleyebilir. 

Cilt tipine uygun olmayan yağlı kozmetik ürünlerin kullanımı gözenekleri tıkayarak akne oluşumuna zemin hazırlar. Ciltten ölü hücrelerin ve fazla yağın uzaklaştırılmasını sağlayan düzenli cilt temizliğinin sağlanamaması da akne oluşumuna katkıda bulunur.

Güneşe maruziyet, tahriş, sıcak ve nemli ortamlar da akne oluşumunu arttırabilir.

Yapılan araştırmalarda, sigara kullanımının akne oluşumu ile ilişkili olduğu gösterilmiştir.

Akne Nasıl Tedavi Edilir?

Akne tedavisi; aknenin oluşum nedenini hedefleyecek şekilde, aknenin derecesine ve şiddetine göre yönetilir. Akne kronik bir hastalıktır ve uzun süreli tedavi gerektirir. Tedavi akne oluşumuna neden olan mekanizmada rol oynayan tüm faktörlere yönelik olmalıdır.

Hafif şiddetteki komedonal akne tedavisinde, akne oluşumunu önleyen kremler ya da jeller kullanılabilir. Daha şiddetli seyreden papüler veya kistik iltihabi aknelerin tedavisinde ağızdan kullanılan ilaçların kullanımı da gerekmektedir.

Doktorunuz akne probleminizin şiddetine göre uygun tedavileri uygulayacaktır ama akne ile savaş hiçbir zaman tamamen bitmez ve erişkin aknesi 50’li yaşlara kadar devam edebilir. Bu nedenle akne oluşumunu tetikleyen durumları iyi anlamak ve günlük hayatınızı bunlara dikkat ederek yaşamak oldukça önemlidir. Akne tedavisinde hastanın önerilere uyumu tedavi başarısında anahtardır.

Peki doktorunuz bu tedavileri uygularken siz kendiniz nelere dikkat etmeli ya da neler yapmalısınız?

Akne oluşumunda birinci basamak yağ üretiminin artmasıydı. Bunun genetik, cilt tipi, kullanılan ilaçlar, hormonal hastalıklar, nemsiz cilde sahip olmak gibi nedenlerle ortaya çıkabileceğini söylemiştik. İşte bu basamağı kırmak akne oluşumunu azaltmak için çok önemli. 

Bunu nasıl yapabiliriz?

Ciltten fazla yağın ve ölü deri hücrelerinin uzaklaştırılması sizin günlük olarak evde yapacağınız doğru cilt temizliği ile mümkündür. Ama bunu doğru şekilde yapmak gerekir. Yağlı cilt tipine sahipseniz sabah ve akşam yağlı ya da akneye meyilli ciltler için olan, anti-komodojenik bir jel ya da losyon ile cildinizi yıkamalısınız. Yıkarken cildinizi tahrişten kaçınmayı unutmamalısınız. Ardından alkol içermeyen, nemlendirici etkiye sahip, gözenekleri sıkılaştırıcı özellikler barındıran ve yine cilt tipinize uygun bir tonik ile cilt temizliğinizi tamamlamalısınız. Temizleme işlemi bittikten sonra yine yağlı ciltler için formüle edilmiş, anti-komodejonik hafif bir nemlendirici ile mutlaka cildinizi nemlendirmelisiniz. Nemsiz kalan cildin yağ üretimini arttırarak bu akne oluşumuna neden olduğunu hiç unutmamalısınız. 

Akneli ciltlerde güneşten korunma, hem akne oluşumuna katkıda bulunabilmesi hem de skar izlerinin oluşumunu arttırması nedeniyle oldukça önemlidir. Bunu yaparken en çok dikkat edilmesi gereken ise yağlı ciltlere uygun, anti-komadojenik özellikte, UV A ve B’ye karşı koruyucu bir güneş kremi seçmektir.

Yağlı ve akneye meyilli cilde sahip herkes mutlaka derin temizlik ve nemlendirme sağlayan haftalık bakımlarını atlamamalıdır. Haftada bir ya da iki gün partikül içermeyen, cildi tahriş etmeyen, sebum üretimini dengeleyici ve ölü derileri uzaklaştırıcı, siyah ve beyaz nokta oluşumunu azaltıcı peeling uygulanmalıdır. Peeling sonrasında yoğun nemlendirici bir maske ile cildi doyurmak önemlidir. Bu bakımların ardından güneş koruyucu etkili bir nemlendirici uygulamak unutulmamalıdır.

Haftalık bakımların dışında, 15 günde bir ya da aylık profesyonel cilt bakımları akne hastalarında tedavi sonuçlarını oldukça olumlu etkilemektedir.

Yıllık olarak yapılacak mezoterapiler ile, hem cildin nem- yağ dengesi düzenlenir, gözenekler sıkılaşır ve böylece akne oluşumu azaltılır. Aynı zamanda, akne nedeniyle ortaya çıkan lekeler ve izlerin görünümü düzeltilebilir.

Kullandığınız makyaj malzemeleri, gözeneklerimizi tıkayarak akne oluşumunun en büyük tetikleyicilerindendir. Makyaj malzemelerini seçerken de anti-komadojenik formda, hafif ürünler seçmekte fayda vardır. 

Yüksek şeker içerikli gıdaların tüketilmesinin akne oluşumunu arttırdığı gösterilmiştir. Bu nedenle çikolata, patates, beyaz ekmek, şeker, kızartma ve hazır meyve suları gibi gıdaların aşırı tüketiminden kaçınılmalıdır. Tüketilen gıdalar ile akne arasında anlamlı bir ilişki gösterilemese de eğer kişi belli gıdaları tükettiğinde akne oluşumunda artış fark ediyorsa bu gıdalardan uzak kalması önerilir.

Terleme ve aşırı sıcak ortamların da akne oluşumunu tetiklediği bilinmektedir. Bu nedenle hem günlük cilt temizliği sırasında hem de duşta sıcak sudan kaçınmakta fayda vardır. 

Kullanılan havlu, yastık kılıfı ve makyaj fırçalarının temizliğine dikkat etmek te alınabilecek hijyen önlemleri arasındadır. Yüzünüzü temizlemeden önce mutlaka ellerinizi yıkamanız gerekmektedir. Akne lezyonlarına asla elle müdahale edilip, sıkılmamalıdır. Bu enfeksiyonu tetikleyip yeni lezyonların oluşumunu arttırırken, iz oluşumuna da neden olur. Sıkma işlemi gerekiyorsa, profesyonel bakımlar sırasında uzmanlarca yapılmalıdır.

Yani akneyle mücadelede, kullanılan ilaçlar kadar, akne oluşumunu tetikleyen etkenlerin önüne geçmek için oluşturulacak rutinler de etkilidir. Akne kronik bir durumdur ve cildinizi uygun şekilde temizlemek ve korumak sizin için hiç bitmeyecek bir ödevdir.

Akne İzlerinin Tedavisi

Akne izlerinin tedavisine başlamadan önce aktif akne lezyonlarının kontrol altına alınması şarttır. Akne lezyonların büyük bölümü kalıcı bir iz oluşmadan iyileşebilmektedir. Ancak bazı akneler, kalıcı iz bırakabilirler. Akne izlerinin oluşumu, erken ve etkili tedaviler ile azalmaktadır. 

Akneden sonra oluşabilecek izlerin tedavisinde kimyasal ve enzim peeling yöntemleri, mezoterapiler, dermapen ve dolgu maddeleri uygulanabilmektedir.

Akne izleri inatçıdır ve özellikle dermiş seviyesindeki derin izler tamamen düzelmeyebilir. Uzun süren ve birden fazla seanstan oluşan tedaviler gerektirir.

Randevu &
İletişim

Dr. Zeynep Gökalp Atatürk Mh. Ertuğrul Gazi Sk.
Metropol İstanbul A Blok Daire: 570

© 2025 Dr. Zeynep Gökalp. Tüm hakları saklıdır.